Oltasına ilk balık takıldığında o henüz 10 yaşındaydı.Çokta şey öğrenmişti aslında farkında olmadan. En önemlisi de sabırlı olmayı öğrenmişti.Saatlerce beklerdi kimi zaman öylece.Zamanla balık tutmak onun için tutku haline gelmişti. Sabah 5′te bisikletine atlayıp en güzel kayalığı seçip saatlerde balık tutuyordu.Çokta insan tanımıştı ve çokta hikaye dinlemişti hayata dair.
Aradan yıllar geçti ve üniversitedeyken bir gece yarısı uykusu kaçtı. Aklına bir şey takılmıştı. Hemen bilgisayarını açtı ve araştırmaya başladı. Aklına takılansa “Dünya’da balık sektörü en iyi neredeydi acaba?” Okuduğu cevaplardan bir tanesi çok ilgisini çekmişti. Alaska.
Aradan sadece 1 ay geçmişti ki havalimanında elinde bir bavuluyla onu götürecek uçağı bekliyordu.Bir yerlerden borç almıştı gidebilmek için. Çünkü onun için bir hayaldi bu ve gerçekleştirmeliydi.Uçağa biner ve 3 günlük serüven başlar.Üçüncü günün sonunda Alaska’ya varır. Hava gerçekten çok soğuktu. Onun tek bir amacı vardı, çıktığı bu serüvenden çok şey öğrenmek hayata dair. Dört ay ıssız küçük bir kasaba da yaşadı. Her şey o kadar zordu ki.Buzullar, 23 saat havanın gündüz oluşu, minumum 16 saat makina gibi fabrika da çalışmak, günde sadece en fazla 3 saat uyumak, sadece müslüman olduğu için ırkçı insanların yaşattığı sıkıntılara katlanabilmek, en kötüsü ise sayısız ölümden dönmek ve geçici-kalıcı sakatlıklar yaşamak.Ona “ülkene dön daha fazla dayanamayacaksın” dediklerinde ise verdiği cevap çok açıktı.“Asla, başladığım bu işi ne pahasına olursa olsun yarım bırakmayacağım,bitireceğim” olmuştu. Irkçı yaklaşımlara karşı kendisini savunduğu için en zor şartlarda en ağır işlerde çalıştırılmıştı.Yenilemeyecek kadar farklı olan yemekleri yemek yerine 4 ay sadece ekmek ve peynir ikilisiyle yaşayarak ayrıca 9 kilo da almıştı :)
Birgün 3 saatlik uykusundan fedakarlık ederek okyanusun kenarına oturur ve sorar kendine. “Pişman mıyım?” O an buna cevap veremez ve buna zamanla cevap vereceğini anlar. Bir gün çalışırken, gücünün artık kalmadığını farkeder, neden bu kadar zorluyordu gerçekten, çıkıp gitmeliydi belki de ilk uçakla ülkesine. Ama başaramadım demek istemiyordu kendine. Yavaş yavaş gözlerinin kapandığını hisseder. Önünde büyük bir balık parçalayı makina vardı. Balıklar parçalanarak diğer tarafta konserve kutularına yerleşiyordu. İşte o an bir şeyi farkeder “sanırım buraya kadardı” Çünkü ne sesi çıkıyordu ne de vücudunu kontrol edebiliyordu artık, birazdan bedeni bırakacaktı kendini. Engellemek istiyordu ama yapamıyordu. Gücü tükenmişti.Ve yavaş yavaş bedeni düşer, işte tam o anda hep anlatılan anı yaşar. Tüm hayatı,çocukluğu,gençliği gözlerinin önünden geçer. Gülümser..İşte kimi zaman şans insana öyle bir anda güler ki. Asla unutulamayacak şans. Ensesinde bir el hisseder onu kuvvetlice çeken. Yakalamıştı onu. Hayatını borçlu olduğu bir insan vardı artık….
Ve o gün gelir, dönüş günü. Bavulunu toplar. Havalimanına gelir son kez arkasına bakar ve burayı hatırlamak ismediğini anlar ve bavulunu bir çöp kutusunun yanına bırakır sessizce. Yeni bir hayat onu bekliyordu. Bu 4 ayı hayatından,hafızasından silmeyi istiyordu.Elinde ufak bir çantasıyla Türkiye’ye dönmüştü. İlk yaptığı gidip bir marketten 6 kutu ayran alıp içmek olmuştu. Nedense çok özlemişti ayranı.
Şunun çok iyi farkındaydı sahip olduğu karakter,hayalleri,hayata bakışı aslında 23 yıllık geçmişine ait karakteri değişmişti.Artık fikirleri bambaşkaydı. Aslında ruh ve beden sağlığı iyi de değildi. Onu gören ailesi psikolojik tedavi görmesi gerektiğine inanıyordu herkes gibi ama o bunu reddetip tek başına başarmak istiyordu zor olanı. O koskoca Alaska macerasını atlatmış biriydi, başarabilirdi. 6 ay sonra toparlanabilmişti tamamen. Gece görülen kabuslar bitmişti,gece yarıları kalkıp işe geç kaldımlar da birmişti artık gülümseyebiliyordu. Ve o sorunun cevabını da verebilmişti. “Hiç pişman değilim iyi ki gitmişim” Daha sonralar şunu farketti; en çıkmaza düştüğü, kendini kötü hissettiği anlar da “Alaska’dan sağa sağlim geldim bu hayatta artık yapamayacağım iş yok” demeyi öğrendi ve bu cümle ona hep güç verdi. Ve mezun oldu okulundan. Alaska’dan döndükten sonra bir çok insandan duyduğu şu cümle onun için yeterli olmuştu “Gurur duyulacak bir iş çıkardın gerçekten”
23 yaşındaki bu genç kız Alaska’dan sonra tüm hayatını değiştirir.
Hayat risklerle doludur. Kendinizi riske attığınız zaman başarılı olursunuz, başarısız olursanız da bunun tek sorumlusu sadece siz olun. Bu sorumluluğu tek başınıza taşımak en önemlisi.
Ve unutmayın hayat hızlıca ilerliyor, hatta yetişmek çok zor. Ve izin verin kendinize biraz. Daha çok vakit ayırın kendinize, hayallerinizi geciktirmeyin birikim yapacağım diye, daha çok kitap okuyun daha çok gezin,daha az uyuyun ve bırakın ara sıra çılgınlıklar yapsın ruhunuz, ailenize daha çok vakit ayırın, kızmayın kardeşinize ya da çocuğunuza bilgisayarınızı bozduğu için,sakın “artık geç” cümlesini kurmayın. Daha çok fotoğraf çekip daha çok meyve yiyin,beklemeyin hasta olmayı gidin doktora kontrole ve unutmayınız ki hayatta her şey geçer,her acı da geçer ama yitirdiğiniz sağlığınız sizi bu hayata karşı yenik düşürür.
Bir liste yapın “hayallerim” başlığı altında ve asın her gün mutlaka baktığınız bir yere.Hergün onları okumak içinizdeki inancı güçlendirecektir eminim ki..
Genç kız bir gün tekrar gidecektir oraya çünkü olağanüstü doğaya sahip görülmeye değer bir yer olduğuna inanıyor ve erimeye yüz tutmuş buzulları son kez görmekte istiyor.Soran herkese de “kesinlikle gitmelisiniz” diyebiliyor. O sadece şanssız bir yere gitmişti ama Alaska’ya gidip kötü hiçbir anı ile dönmeyen nice insanlar var..
Bu güzel yazı ve deneyim için sevgili arkadaşım Canan DAĞ’a teşekkürler.


Son Yorumlar